
Önce İtalyan Lisesi’nden mezun oluyor, ardından Bahçeşehir Üniversitesi’nde Beslenme ve Diyetetik bölümüne giriyor oyuncu Aslı Bekiroğlu. O esnada dijital bir platformda çekip yayınladığı videolar ile önce sosyal medyada yıldızı yükselmeye başlıyor, akabinde reklam teklifleri geliyor ve kariyer yolculuğu ilk dizi deneyimi ‘Beni Böyle Sev’ ile devam ediyor. Sonrasında tanınırlığı hızla artarken, ekranlardaki yeri de sinema filmleri ve yeni dizilerle iyice sağlamlaşıyor. Ona sorsanız bu yolculuğu; “Uzaktan bakınca şans gibi gözükse de çok çalışarak ve çok sağlam bir psikolojiyle geldim. Yol yorucu ama çok da keyifli” olarak yorumluyor. Yeni şeyler denemekten asla korkmuyor, yüksek enerjisini ise hiçbir şey düşürmüyor. Hal böyle olunca onunla çalışmak da ayrı bir keyifli oluyor. Oyuncu Aslı Bekiroğlu ile Ramazan Bayramı arifesinde buluştuk; birlikte tüm ekibin çok eğlendiği bir çekim gününü paylaşırken, keyifli mi keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
Röportaj: İrem Orhan
“Tanınırlık elbette beraberinde sorumluluk da getiriyor. Ancak bunu bir yük olarak görmek yerine, yaptığım işin insanlara dokunabilmesi açısından önemli bir fırsat olarak değerlendiriyorum.”
İrem Orhan: Ramazan Bayramı’nı geride bıraktık, nasıl geçti sizde bayram; çocukluğunuzla ilgili eski bayramlardan unutamadığınız bir anınız var mı?
Aslı Bekiroğlu: Bizde bayramlar hep eski günlerdeki gibi geçer. Aile büyüğümüz annemlerle yaşadığı için tüm sülale eve gelir, şekerler, harçlıklar, uzun uzun sohbetler, yad etmeler şeklinde olur.
İ.O: Özellikle son dönemlerde kariyerinizle ilgili de güzel gelişmeler var, güzel bir noktadasınız. Nasıl bir yoldan yürüyüp bulunduğunuz yere geldiniz?
A.B: Uzaktan bakınca şans gibi gözükse de çok çalışarak ve çok sağlam bir psikolojiyle geldim. Yol yorucu ama çok da keyifli. Emeklerimin karşılığını alabilmek ise en büyük mutluluk.
“Hayatta her zaman her şeye olumlu tarafından bakıp, kötüyü hep iyiye çevirmeye bir çabam var ki, yaptığım şeylerden keyif alayım.”
İ.O: Hayatta kendinizi keşfetmek ya da kendi yolunuzu çizmek konusunda nelerden güç aldınız? Yürüdüğünüz yolda en bü - yük destekçiniz kim oldu?
A.B: Klişe gelebilir ama “kendimden” demek istiyorum. Her zaman her şeye olumlu tarafından bakıp, kötüyü hep iyiye çevirmeye bir çabam var ki, yaptığım şeylerden keyif alayım. Ailemin de desteği çok büyüktür. İlk günden beri hep yanımdalar.
İ.O: Bir gün tüm dünyadan kitlelerin takip ettiği bir oyuncu olduğunuzu hayal edin; insanlara ne şekilde ilham vermek istersiniz?
A.B: İnşallah. “Olduğunuz gibi çok güzelsiniz, kimse için değişmeyin” derdim. Ne birisi, ne üzerimize dayatılan güzellik standartları, hiçbir şey için. Özgün olmanın, farklı olmanın normal olduğunu söylemek isterdim. Hatalar yapabilirsiniz, yanlış da anlaşılabilirsiniz. Önemli olan bunlardan ders çıkarıp hayata devam edebilmek. Sakın küsmeyin, her şey geçer.
İ.O: Peki, hayatınızla ilgili kritik kararlar alırken mantığınızla mı, yoksa duygularınızla mı hareket edersiniz?
A.B: Vallahi inanın ben de bilmiyorum. Mantıklı olan, mantıklı hareket etmek tabii ama arada duygusal bir bağ varsa da onu görmezden gelemem. 50/50 diyelim.
İ.O: Genel olarak kendinizle barışık biri misinizdir? Değiştirmeye çalıştığınız, hoşlanmadığınız bir yönünüz var mı mesela?
A.B: Barışığım... Kendimi bütün kusurlarımla seviyorum...
İ.O: Hayatta en güçlü insani duygunun ne olduğunu düşünüyorsunuz?
A.B: Merhamet.
İ.O: Bir şehir olsaydınız hangisi olurdunuz, neden?
A.B: İstanbul... İstanbul hem gizemli, hem de göz alıcı. Bir yanı boğaz gibi derin, suskun ve güçlü. Diğer yanı da sokaklar gibi canlı, renkli, her köşesinde ayrı bir hikaye saklı. Geçmişin izlerini taşıyor ama geleceğe de meydan okur bir duruşu var. Hem sakin, hem deli dolu.
İ.O: Sır tutabiliyor musunuz?
A.B: Akrep burcuyum diyebilirim.
İ.O: Peki, size göre gitmek mi zor kalmak mı?
A.B: Kalmam gereken yerden gitmek zor.
İ.O: Sektörde güzel işlerin içinde olan, kitlelerin tanıdığı birisiniz. Ama bu tanınırlıkla ilgili zaman zaman kabul etmekte zorlandığınız, bunun sıkıntısını yaşadığınız anlar oluyor mu?
A.B: Tanınırlık elbette beraberinde sorumluluk da getiriyor. Ancak bunu bir yük olarak görmek yerine, yaptığım işin insanlara dokunabilmesi açısından önemli bir fırsat olarak değerlendiriyorum. Zaman zaman yoğunluk veya yanlış anlaşılmalar yaşanabiliyor ama bunları da sürecin doğal bir parçası olarak görüyorum. Asıl önemli olan, bu tanınırlığın içerisine ne koyduğunuz ve nasıl yönettiğiniz. Herkes kendine ait özel bir alanı olsun ister ama toplum önünde olan biri olarak bazen bu dengeyi sağlamak zor olabiliyor. Buna rağmen işimi tutkuyla yapıyorum ve insanların ilgisini, desteğini görmek beni motive ediyor. Kendi sınırlarımı belirlediğimde ve önceliklerimi doğru yönettiğimde, bu süreci daha sağlıklı bir şekilde yönetebiliyorum.
“Herkes kendine ait özel bir alanı olsun ister ama toplum önünde olan biri olarak bazen bu dengeyi sağlamak zor olabiliyor. Buna rağmen işimi tutkuyla yapıyorum.”
İ.O: Diğer yandan kitlelerin tanıdığı biri olarak attığınız her adım gündem olabiliyor, kendinizi açıklamak zorunluluğunda kaldığınız oluyor, böyle anlarda neler hissediyorsunuz? En son hangi konuyla ilgili kendinizi açıklamak zorunda kalmıştınız, neden yanlış anlaşıldığını düşündünüz?
A.B: Bazen insanlar sizi kendi algılarıyla değerlendiriyor ve her hareketinizin farklı yorumlanabileceğini biliyorum. Ama günün sonunda önemli olan, benim neyi, neden yaptığımı bilmem ve işime, duruşuma sadık kalmam. Açıklama yapmam gereken anlar oldu ama çoğu zaman yanlış anlaşılmalar, eksik bilgi veya spekülasyonlardan kaynaklanıyor. Açıklamalarımı yapıp konuyu kapatıyorum çünkü enerjimi üretmeye ve işime harcıyorum.
İ.O: Yoğun çalışma programınızın arasında peki sosyal yaşam-iş dengesini nasıl kuruyorsunuz?
A.B: Elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum, iki tarafa da özen gösteriyorum. Özellikle köpeklerimle geçirdiğim vakit benim için çok değerli.
İ.O: Beslenme düzeniniz bu yoğun tempodan nasıl etkileniyor peki?
A.B: Beslenme ve diyetetik mezunu olarak “Terzi kendi söküğünü dikemez” sözünün hakkını veriyorum galiba... Çok çabuk kilo alıp çok çabuk verebilen bir vücut yapım var ama maalesef strese girince ya da üzülünce iştahı kesilenlerden değil de duygularını yiyenlerdenim.
İ.O: Spor için vakit bulabiliyor musunuz?
A.B: Eskiden sporu çok severdim. Simdi ne yalan söyleyeyim biraz uzaklaştım. Tek sporum sabah akşam köpeklerle yürüyüş.
İ.O: Şu an aşk en basit tanımıyla nedir sizin için?
A.B: Yanında en kendin olabildiğin insan aşktır bence. Utanmadan, korkmadan kalbini açabildiğin ve davranabildiğin kişiyi bulduysan ne mutlu sana.
“Yanında en kendin olabildiğin insan aşktır bence. Utanmadan, korkmadan kalbini açabildiğin ve davranabildiğin kişiyi bulduysan ne mutlu sana.”
İ.O: En zorlandığınız anlarda kimin yanına gidersiniz; en sevdiğinizin yanına mı en sevildiğinizin yanına mı?
A.B: En sevdiğimin yanına giderim. O bana daha iyi gelir. Ama zaten en sevdiğim, en sevildiğim yer değil midir?
İ.O: Şimdilerde evlilik kelimesi ile yakınlığınız nasıl?
A.B: Uzak.
İ.O: Son dönemlerde kurduğunuz hayaller genellikle ne ile ilgili oluyor? Gelecekle ilgili sizi en heyecanlandıran şeyler neler?
A.B: Sağlığımla ilgili çok problem yaşadım bu yıl. İşlerde böylelikle epey aksadı. Hayallerim çok basit o yüzden; sağlık ve mutluluk... Bir de güzel, içime gerçekten sinen bir proje olsa tadından yenmez.
“Bazen insanlar sizi kendi algılarıyla değerlendiriyor ve her hareketinizin farklı yorumlanabileceğini biliyorum. Ama günün sonunda önemli olan, benim neyi, neden yaptığımı bilmem ve işime, duruşuma sadık kalmam.”